Format: .pps Sayfa: 3 Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .pps
Sayfa: 3
Ses: yok
İçerik:
Bir seni bırakmaz yüreğim,
Ay yıldıza düşkün ben sana..
Sineme çeke çeke dertlerini,
Bulut yağmura küsmüş ben çarene,
Varlığının ağırlığını koydum önüme.
Gül dikene sitem kar ben yokluğuna,
Özlemin kuruttu beni günlerce,
Toprak suya aç ben sana…
Slayt:
Powerpoint hakkında vikipedia dan aldığımız bilgileri paylaşmak isteriz. Bu metin gelişimi ve tarihi hakkında bilgiler içeriyor. Güncellenmemiş bir bilgi olup 2010 sürümünden önce yazılmıştır: ]]>![800px-MsOfficeExcel2007[1] 800px-MsOfficeExcel2007[1]](http://slayturk.com/wp-content/uploads/2011/12/800px-MsOfficeExcel20071-415x285.jpg)
Powerpoint hakkında vikipedia dan aldığımız bilgileri paylaşmak isteriz. Bu metin gelişimi ve tarihi hakkında bilgiler içeriyor. Güncellenmemiş bir bilgi olup 2010 sürümünden önce yazılmıştır:
Microsoft PowerPoint, Microsoft firması tarafından hazırlanmış bir sunu tasarlama ve düzenleme yazılımıdır. PowerPoint yazılımı, Microsoft Office paketiyle birlikte satılmaktadır. PowerPoint, kullanıcılarına düzenleyebilmeleri için içine resim, yazı, 3 boyutlu nesneler, grafikler gibi nesnelerin eklenebileceği bir sayfalar sunar. Kullanıcılar, bu sayfalarda istedikleri görünüm tasarımlarını gerçekleştirerek sunularını hazırlar. Bu programın orijinal ilk sürümü Forethought şirketinden Dennis Austin ve Thomas Rudkin tarafından yaratılmıştır. Macintosh bilgisayarları için tasarlanan bu program ilk olarak Presenter ismiyle piyasaya sürülmüştür. 1987 yılında, isim konusunda yaşanan marka sorunlarından dolayı Presenter ismi PowerPoint olarak değiştirilmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında, Forethought şirketi 14 Milyon Amerikan Doları karşılığında Microsoft‘a satıldı ve böylece bu şirket Microsoft’un Grafik İş Birimi oldu. PowerPoint de gelişimine buradan devam etti. Microsoft PowerPoint’in en son sürümü 2007 olup son hizmet paketi de Service Pack 2 (SP2) idir. PowerPoint 2007, görsel öğeler bakımından, önceki sürümlerine göre daha zengindir. Örneğin; bir nesneyi tasarlarken, o nesne üzerinde anında değişiklik yaparak, bu değişiklikleri, eskisi gibi “Tamam” düğmesine basmak gerekmiyor. PowerPoint 2007 ile tasarım yaparken, diğer Office 2007 programlarında olduğu gibi, yapılanı anında görmek mümkündür. Örneğin; bir yazıyı seçip, onun rengini seçerken, o rengin yazı üzerinde nasıl göründüğünü, rengi seçmeden mümkündür.
Format: .pps Sayfa: 42 Ses: var İçerik: Slayt: ]]>
Format: .pps
Sayfa: 42
Ses: var
İçerik:
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا : لِمَنْ ) يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟ ( قَالَ : لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ (Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi. Müslim, İ mân, 95. اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ İslâm, güzel ahlâktır. Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225. مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاس َ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez. Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16. يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Buhârî, İ lm, 12; Müslim, Cihâd, 6. إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ : إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür. Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6. اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. Tirmizî, İlm, 14. لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez) Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63. اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran. Tirmizî, Birr, 55. إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur. Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334. اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır. Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58. مَنْ رَ أَ ى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir. Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248. عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ : عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12. لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ Z arar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur. İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31. لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz. Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71. اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter. Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58. لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız. Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56. اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8. لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz. Buhârî, Edeb, 57, 58. إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır. Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104. لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme. Tirmizî, Birr, 58. تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ ( Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır. Tirmizî, Birr, 36. إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar. Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539. رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir. Tirmizî, Birr, 3. ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ : دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası. İbn Mâce, Dua, 11. مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye ver eme z. Tirmizî, Birr, 33. خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50. لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66. كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur. Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42. اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ : اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ (İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu. Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144. مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun. Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75. مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim. Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141. اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir. Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41; Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78. كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir. Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30. عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ : إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur. Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61. مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا Bizi aldatan bizden değildir. Müslim, Îmân, 164 . لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler. Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79. أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz. İbn Mâce, Ruhûn, 4 . مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır. Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10. إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107. اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz. Tirmizî, Cum’a, 80.
Slayt:
Format: .ppt Sayfa: 17 Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .ppt
Sayfa: 17
Ses: yok
İçerik:
Türk şiiri 1980 sonrasında ülkeyi içine düştüğü siyasî kaostan kurtaran 12 Eylül askerî müdahalesinden sonra bu ideolojik ve siyasî havanın etkisinden kurtularak yeniden kendi yatağına döner. 1980 sonrasında çıkan şiir ve edebiyat dergilerinde kendini gösteren birçok yeni şair vardır ve bunların şiir çalışmaları oldukça dağınık bir manzara göstermektedir. 1980’li ve 90’lı yılların şiirinde geçmişte Yedi Meşaleciler ya da Garip şiirinde görüldüğü gibi dikkate değer bir grup çalışması , bir ortak şiir hareketi oluşmuş değildir. Sadece bir grup şair, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra “açıklık politikası”nın bir sonucu olarak “ YENİBÜTÜNCÜ“ adını verdikleri yeni bir yapılanmaya doğru gitmek istemeleriyle dikkati çeker. Seyit Nezir , Veysel Çolak, Hüseyin Haydar, Metin Cengiz, Tuğrul Keskin’in imzaladığı “YENİBÜTÜN : “Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri” başlıklı bildiri Broy dergisinde çıkar. Ancak bu hareket şiirimizde esaslı bir değişmeye yol açamamıştır. 80’li ve 90’lı yılların şairleri daha eserlerini tamamlamış ve zamanın ayıklayıcı süzgecinden geçmiş değildirler. Bu bakımdan haklarında yapılacak değerlendirmeler ister istemez eksik kalmak durumundadır. Bununla birlikte yine de bu yılların şiiri hakkında bazı genel değerlendirmeler yapılabilir. 1. 80’li ve 90’lı yılların şiirinde dikkati çeken önemli noktalardan birisi şairlerin şiirimizin bütün geçmişine, hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun şiirin büyük ustalarına sahip çıkmaları, şiirin esasen bir araç olmayıp bir amaç olduğuna ve esas konusunun birey olduğuna inanmalarıdır. 2. Bu yıllarda çıkan dergilerde görülen önemli bir başka ortak nokta da şiiri teorik planda ele alan tartışmaların oldukça fazla oluşudur. 3.1990’lı yılların sonunda medyanın, daha doğrusu radyo ve televizyonun şiir üretimiyle yakından ilgilenmeye başlamasıdır. Bunun sonucunda son yıllarda şiir klipleri, şiir kasetleri ve CD’leri yapma ve bunları medyada tanıtma modası doğmuştur. 4. Bazı televizyonların şiir saatlerinde, hatta haber programlarında yeni çıkan şiir kitapları tanıtılmakta ve kitapları daha çok satmanın yolları aranmaktadır. Sansasyonel çıkışlarla gazete sayfalarını günlerce meşgul eden şairler de dikkati çeken başka bir olgudur. Yine de günümüzde bu ticarîleşme modasının dışında kalan gerçek şiir işçileri çalışmalarını sürdürmekte ve şiirimize yeni yollar açmaktadırlar. 1980’li ve 90’lı yılların şiirinde en önde gelen isimler arasında “1960 Kuşağı Şairleri” diye de nitelenen 1935-1945 arasında doğmuş Hilmi Yavuz, Özdemir İnce, Ataol Behramoğlu, İsmet Özel ve Süreyya Berfe’yi saymamız gerekiyor. 1950’li yıllarda doğan Enis Batur, Ebubekir Eroğlu, Murathan Mungan ve Haydar Ergülen ise daha sonraki kuşağın parlayan isimleri arasındadır. www.edebiyatogretmeni.net Kasım 1985`te yayımlanmaya başlayan aylık şiir dergisi Broy`un sahibi Meliha Akça`dır . yayın danışmanlığını ise Seyyit Nezir üstlendi. dergide dünya şairlerinin kişilikleri ve sanatlarının değerlendirildiği özel bölümler hazırlandı. nesrin arman, Ahmet Necdet gibi isimlerin eserlerine yer verildi. daha sonra kapanan Broy dergisi`nin yerine Broy yayınevi bu günlerde yeni bir dergi çıkartmaya başladı. Yeni olan bu derginin aksine ismi ESKİ… Broy Dergisi Aylık Şiir Dergisi, 1985 yılında yayına başladı ve 1991 yılındaki Körfez Krizi’nin ekonomik etkileri nedeniyle 60. sayısıyla yayını sona erdirdi. Ülkemizde uzun yıllar yayımlanmış olan bir şiir dergisidir. Genel yayın yönetmenliğini Seyyit Nezir yapmıştır. 12 Eylül askeri darbesi sonrası toplumsal hayatımızın çekiniklerini aşmasında oldukça önemli katkılar sağlamıştır. 1980 sonrası Türk şiirine katılan şairlerimizin neredeyse tümünün ilk şiirleri Broy’da yayımlanmıştır. Broy ile birlikte türk şiirseverler dünya şiirinin önemli isimlerini tanıma ve okuma fırsatı bulmuştur. Broy şiir dergisinin özel sayılarından birinde cumhuriyetin ilk yıllarında yayımlanan Resimli Ay Mecmuasının Nazım Hikmet’e ait olan tüm yazı ve şiirlerinin tıpkı basımları 64 sayfalık ek olarak yapılmış ve okurlarına sunulmuştur. Derginin şiir yapısı ülkemizdeki marksist şiir anlayışıyla bireyci şiirin kesiştiği katmanlarında eserlerini veren şairlerimizi türk şiir hayatına katmıştır. Broy sözcüğü Ruhi Su’nun Kocabey türküsünde “brooyy!” seslenme biçimi olarak görülür. Derginin adı bu sesleniş biçiminden esinlenerek BROY olarak Seyyit Nezir tarafından konulmuştur.
1956 yılında Eskişehir’de doğdu. Ankara Aydınlıkevler Lisesi’ni ve ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi. Anadolu Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü’nde asistanlık yaptı. Daha sonra İstanbul’da reklam yazarı olarak çalışmaya başladı. Şiirleri, “Adam Sanat, Felsefe Dergisi, Gösteri, No, Öküz, Sombahar, Somut, Türk Dili, Varlık, Yaşasın Edebiyat, Yazko Edebiyat, Yusufçuk vb.” gibi dergilerde yayımlandı. 1983′te arkadaşları ile birlikte “ Üç Çiçek Dergisi’ni ” çıkardı, “ Şiir Atı’na” emeği geçenlerden. Şiirleri kadar denemeleri ve şiir değerlendirmeleri ile ilgi uyandırıyor. Çeşitli ödülleri vardır. Şiir : Karşılığını Bulamamış Sorular (1981) Sokak Prensesi (1990) Sırat Şiirleri (1991) Eskiden Terzi (1995) Kırk Şiir ve Bir (1997) Karton Valiz (1999) Hafıza ("Hafız" adı altında, 1999) Ölüm Bir Skandal (2000) Toplu Şiirleri: Nar (1.cilt, 2000) Toplu Şiirleri: Hafız ve Semender (2. cilt, 2002) Keder Gibi Ödünç (2005) Üzgün Kediler Gazeli (2007) Deneme : Haziran, Tekrar (2000) Üvey Sokak (2005) www.edebiyatogretmeni.net 1962 Mihalıççık, Eskişehir doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Kırıkkale Üniversitesi’nde Yüksek Lisans yaptı. Şiirlerini “Diriliş, Yönelişler, Yedi İklim, Bürde, Kayıtlar, İpek Dili, Dergâh, Kaşgar ve Hece” dergilerinde yayımladı. Felsefe grubu öğretmenliği yapıyor. Kitapları: İntihar İlacı (Bürde Yayınevi,1991); Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi (Yediiklim Yayınevi, 1987) Şehir Konuşmaları (Yazı Yayınevi, 1990); İlk Sözler, (Kaknüs Yayınları, 1998); Kaçak Yolcu (Kaknüs Yayınları 1998); Karşılama Töreni (Hece Yayınları, 2005). 1990 Yazarlar Birliği Şiir Ödülü. İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi ’nde 8 yıl eğitim gördü. Babasından Fransızca ve Farsça, Mevlevi Şeyhi Ahmet Remzi Dede (Akyürek) ile Rauf Yekta Bey’den musiki ve nota dersleri aldı. Kısa bir süre kaldığı Fransa’dan dönüşünde üç yıl Sanayi-i Nefise Mektebi’nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi’nden mezun oldu. Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı. 1937 ‘den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. Yeni şiir akımının önde gelen dergilerinden Ses, Hamle, Sokak, Servet-i Fünun-Uyanış’ta ve Gün gazetesinde 1938-1941 yılları arasında ilk şiirleri yayınlandı. Bu şiirlerinde ergenlik çağına ait duygular, çocukluk, masallar ve tekerlemelerin gerçeküstü dünyası gibi temaları kullandı. Şiir Kitapları: He(1942) Laleler(1943) Lâmelif (1945) Om Mani Padme Hum (1953) “ Benim Gözümle Şiir Davası” (1954) adlı altı makalede poetikasını açıkladı. Ses, imge, anlam ve düşünce olarak kültürler arası ve metinler arası bir nitelik taşıyan şiirleriyle Asaf Halet, Türk şiirinde “modern gelenekçi” tavrın temsilcisi oldu. Şiirlerinin yanı sıra eski edebiyat ile ilgili çalışmalarıyla da tanınan Çelebi, Hint ve Fars Edebiyatları üzerine yaptığı çalışmaları dergilerde ve kitaplarda yayınladı. İstanbulda doğdu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Çeşitli kuruluşlarda mütercimlik yaptı. 1974′de İzmit Sümerbank Boru Fabrikası mütercimi iken emekli oldu. ESERLERİ: ilk şiir kitabı Meş’aleler kendi yayını olarak 1949′da çıktı. İkinci kitabı Leke 1979 yılında Soyut dergisi yayınları arasında yayımlandı. Umran, edebiyat dünyasında trajik ben’in ızdırabını ve eşyanın içdünyasını yansıtan bu kitabı ile tanındı. Sevgi şiirlerinden oluşan “ Gittin Taş Atarak Denizlerime “ isimli şiir kitabı ise 1990′da Akabe yayınevi tarafından basıldı. Şair son yirmi yıldır değişik dergilerde yer alan şiirlerini Kara Işıldak adı altında topladı. Umran’ın şiirindeki son merhaleyi yansıtan 100 mısralık 25 dörtlüğü ise Kış Dörtlükleri üstbaşlığını taşımakta olup bu şiiri Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmıştır. Umran’ın Almanca’dan yaptığı çok sayıda çevirisi de bulunmaktadır. Sezai Karakoç, 1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelir. Şairin çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçer. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini, 1955’te fakültenin mali şubesinden mezuniyetle tamamlar. Pek çok resmi görevde bulunur. Görevi icabı Anadolu’yu çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı bulur. Çeşitli görevlerde bulunur. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almaz. Kurucusu bulunduğu ‘Diriliş Yayınları’ ve ‘Diriliş Dergisi’ ile İstanbul’da yayım hayatına devam eder. Kurduğu bir partiyle siyaseti dener; fakat başarılı olamaz. Günümüzün üretken şairlerindendir. Şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni’ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir. Şiir Kitapları: Körfez,Şahdamar, Hızırla Kırk Saat, Sesler,Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu, Zamana Adanmış Sözler, Leyla ile Mecnun, Mona Rosa. Araştırma ve Fikir Kitapları: Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif, İslam’ın Dirilişi, Ölümden Sonra Kalkış, Mağara ve Işık. Hikaye Kitapları: Hikayeler I – Meydan Ortaya Çıktığında (1978), Hikayeler II – Portreler (1982)
Slayt:
Format: .pps Sayfa: 32 Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .pps
Sayfa: 32
Ses: yok
İçerik:
Yaratıcısı bilinmeyen edebiyattır.
Anonim şekilde oluşan ürünler:
Destanlar, Masallar, Maniler, Türküler, Ninniler,
Bilmeceler, Halk öyküleri(Dede Korkut), Karagöz,
Orta oyunu… gibi halkın ortak malı haline gelmiş
ürünlerdir.
4 mısradan oluşur.
7’li hece ölçüsüyle yazılır.
Kafiye düzeni: a,a,x,a
Asıl anlatılmak istenen duygu/düşünce genellikle son iki
mısradadır.
Hemen her konuda yazılır.
Cinaslı (Ayaklı) manilerde mısra sayısı fazla olabilir.
İki kişinin karşılıklı söyledikleri manilere “deyiş” denir.
Doğu Anadolu’da “Bayatı”, Urfa’da “Hoyrat” denir.
MANİ TÜRKÜ
Genellikle; aşk,doğa,güzellik,kahramanlık,sosyal olayları
konu alır.
Kendine özgü bir ezgiyle söylenir.(Bozlak,Barak)
Yapı bakımından iki bölümden oluşur;
1. BÖLÜM;Türkünün asıl sözlerinin söylendiği bölümdür.Bu
bölüme “ bent ” denir.
2. BÖLÜM;Bentlerin sonunda tekrarlanan nakarat bölümüdür.
Bu bölüme “ kavuştak ” denir.
Türküler bazı özelliklerine göre 3 gruba ayrılır;
a) Ezgilerine göre:
1) Usullü Ezgiler:Oyun Havaları
2) Usulsüz Ezgiler:Uzun Hava
b) Konularına göre : Aşk türküsü, kahramanlık türküsü
Yapılarına göre : Manilerden kurulanlar,dörtlüklerden
kurulanlar.
Türküler kavuştaklarına göre kafiyelenir
AĞIT
Sevilen bir kişinin ölümünden duyulan acıyı dile
getiren ve her zaman ezgiyle söylenen şiirlerdir.
Aslında bir türkü çeşididir.
NİNNİ
Küçük çocukları uyutmak için özel bir ezgiyle
söylenen şiirdir.
Aslında türkünün bir çeşididir.
ATASÖZÜ
Uzun deneyim ve gözlem ürünü olan, topluma öğüt
vererek doğru yolu göstermeye çalışan kısa
özlü sözlerdir.
BİLMECE
Bir varlık ya da nesnenin adını anmadan niteliklerini
üstü kapalı bir biçimde o varlığı buldurmayı amaç-
layan sözlerdir.
FIKRA
Güldürürken düşündürmeyi amaçlayan kısa, nükteli
sözler.
HALK HİKAYELERİ (DEDE KORKUT)
Oğuz Türklerinin geleneklerini, göreneklerini, tarihi ve
coğrafi konumlarını, savaşlarını Oğuz Türkçesiyle anlatır.
12 öykü ve bir önsözden oluşur.
Bunlar destan geleneğinden halk hikayeciliğine geçiş dö-
neminin ürünleridir.
Nazım nesir karışıktır.
İslamiyet’in izlerini taşır.
Tabiat ve hayvanlar ön planda tutulmuş, canlı bir
şekilde işlenmiştir.
Aliterasyonlara yer verilmiş.
Yazma nüshaları “DRESTEN VE VATİKAN” dadır
HALK TİYATROSU
Karagöz, ortaoyunu ve meddah gibi seyirlik oyun-
lardır.
Geleneksel sözlü tiyatronun örneğidir.
Hem göze hem kulağa seslenir.
Şive taklidinden yararlanır.
Oyunlar doğaçlama oynanır.
KARAGÖZ
Bir kukla oyunudur, eğlendirme amacı taşır.
Oyunun bel kemiğini Karagöz adlı cahil biriyle , Hacivat
adlı bilgili geçinen biri arasındaki diyaloga dayanır.
Klişeleşmiş bölümleri vardır.
Kuklayı oynatan kişi , konuşmaları tek başına
yapar.
ORTAOYUNU
Şehir meydanlarında ya da kendileri için hazırlanan
yerlerde Pişekar ,Kavuklu ,Zenne gibi sabit tiplerle
oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur.
Oyunun bel kemiğini şive taklitleri oluşturur.
Metinsiz ,suflörsüz bir oyundur.
MEDDAH
Tek kişilik bir oyundur.yüksekçe bir yere çıkan meddah,
değişik şivelerle konuşarak anlattığı bir olayla güldürü
oluşturur.
AŞIK EDEBİYATI
Aşık, Ozan denilen saz şairlerinin; gurbet, aşk,
ayrılık, sevgili, doğa, yiğitlik, eleştiri gibi konularda
saz eşliğinde söyledikleri ürünlerdir.
Dil sadedir, hece ölçüsü kullanılmıştır.(Aruzu kulla-
nanlar da olmuştur.)
Aşıklar, usta-çırak ilişkisiyle yetişen gezginlerdir.
Yarım uyak ve cinaslara yer verilmiş.
Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı geçer.
Şiirler doğaçlama yazılır.
Bu şiirler “CÖNK” adı verilen defterlere yazılır.
AŞIK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ
11’li hece ölçüsüyle oluşturulur.
Dörtlüklerden oluşur, dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir.
Halk ve Aşık edebiyatının en çok kullanılan nazım biçimidir.
Divan edebiyatındaki gazele benzer.
Dili sade ,anlatımı yalın ve içtendir.
Son dörtlükte ozanın adı geçer.(Tapşırma)
K O Ş M A Konuları Bakımından Şöyle İncelenir: TAŞLAMA
Kişilerin ve toplumun kötü yanlarını
yeren eleştiren şiirlerdir.
Divan edebiyatı; Hicviye
Batı edebiyatı; Satir
Günümüz edebiyatı; Yergi
Dertli, Seyrani, Kazak Abdal,
Aşık Veysel bu türde eser veren
en ünlü ozanlardır.
KOÇAKLAMA
Yiğit anlamına gelen “ koçak ” söz-
cüğünden türetilmiştir.
Bu türde yiğitlik, kahramanlık ve
savaş konuları işlenir.
Köroğlu ve Dadaloğlu bu türde en
güzel örnekleri vermiştir.
Slayt:
Format: .pps Sayfa: Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .pps
Sayfa:
Ses: yok
İçerik:
BİR BAŞKA ŞEYİN YERİNİ ALABİLMESİNİ SAĞLAYAN ÖZELLİKLER TAŞIDIĞINDAN KENDİ DIŞINDA BİR NESNE, OLGU , VARLIK BELİRTEBİLEN ÖGEDİR.
GÖSTERGELERİN TOPLUM İÇİNDEKİ YAŞAMINI İNCELEYEN BİLİM. —————— GÖSTERGEBİLİM, GÖSTERGELER EVRENİNE ÖZGÜ YASALARI BELİRLEMEYİ ,İŞLEYİŞ KURALLARINI SAPTAMAYI ,İNCELEME YÖNTEMLERİ OLUŞTURMAYI AMAÇLAR
Duman — ateşin varlığını gösterir. Bulut — yağmur yağacağını gösterir. Kaşlarını çatmak — kızgınlık göstergesidir. Vücut ateşinin yükselmesi— hastalık göstergesidir.
Belli bir anlamı aktarma , bildirişimi gerçekleştirme amacına yönelik , toplumsal göstergelerdir. İkiye ayrılırlar.
YANSITICI GÖSTERGELER SAYMACA GÖSTERGELER
Slayt:
Format: .ppt Sayfa: 40 Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .ppt
Sayfa: 40
Ses: yok
İçerik:
Türkçe divanındaki şiirlerini Azeri lehçesinde yazmıştır. Aynı zamanda Arapça ve Farsça divanlarından bu dilleri de çok iyi bildiği anlaşılmaktadır.
Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâili, Neşâti, Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren şairleri etkilemiştir.
*Divan edebiyatının en büyük şairidir. Kerbela’da yaşamıştır.Türbedarlık yapmış iyi bir eğitim görmüştür. *Şiirlerini Azeri Türkçesi ile yazmıştır, Dönemine göre dili sadedir. Gazel şairi olarak bilinir. Divan şiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî nin yaratıcı gücü, düşünce derinliği, söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Şiirde tasavvuf önemlidir.
ESERLERİ .Divan (Türkçe Divan) .Sıhhat ve Maraz, .Enisü l-Kalb .Terceme-i Hadis-i Erbain ( Kırk Hadis Çevirisi ); .Beng ü Bâde .Hadikatü s-Süedâ ( Mutluların Bahçesi ); .Leylâ ve Mecnun .Rindü Zahid .Divan (Arapça Divançe) .Mektuplar (Şikayetname de içinde) .Divan (Farsça Divançe) .Heft Câm
SU KASİDESİ Nazım Şekli: Kaside Vezni: Aruz Nazım Türü: Nat Kalıbı: Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün Kafiyesi: -are : Zengin kafiye Redifi: su isimlendirme redife göre) Kafiye Düzeni: Gazel tipi kafiye Kafiye şeması: aa ba ca da ea fa …. Nazım Birimi: Beyit
Slayt:
Format: .pps Sayfa: 26 Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .pps
Sayfa: 26
Ses: yok
İçerik:
ÖZNESİNE GÖRE FİİL ÇATILARI Etken Fiiller Edilgen Fiiller Dönüşlü Fiiller İşteş Fiiller
NESNESİNE GÖRE FİİL ÇATILARI Geçişli Fiiller Geçişsiz Fiiller Oldurgan Fiiller Ettirgen Fiiller
ÖZNESİNE GÖRE FİİL ÇATILARI
Özlem ödevlerini bitirdi. Annem güzel yemekler yaptı. Gemi kıyıya yanaştı. Çalışarak tüm hedeflerine ulaştı.
Yukarıdaki cümlelerin öğelerini bulunuz. Eylemin belirttiği işi yapan belli midir? Söyleyiniz.
1. Etken Fiiller : Cümlenin gerçek öznesi varsa, işin kim tarafından yapıldığı belli oluyorsa böyle fiillere etken fiiller denir.
Sezai, dün geç geldi.
Bugün geleceğim. (Ben- Gizli Özne)
Aşağıdaki cümlelerin yüklemlerine “kim” ya da “ne” sorularını sorup, aldığınız cevapları belirtiniz. Ece resim yaptı. Ağacın dalına oturdu. Yeni yıl coşkuyla kutlandı. Sorunun yanıtını biliyorsun. Hangi cümlede aldığınız cevap, yüklemin bildirdiği işi yapanı göstermiyor?
1. 2. Çamaşırları yıkadım. / Çamaşırlar yıkandı.
Orhan yazı yazdı. / Yazı yazıldı.
Bugün evi temizleyecek./ Bugün ev temizlenecek.
Yukarıdaki cümlelerin ögelerini bulunuz. Cümlelerin birinci ve ikinci hallerinde ne gibi değişiklikler olmuştur? İkinci cümlelerde eylemlerin aldığı ekleri inceleyiniz.Farklı ekler var mı? Sizce bu eklerin görevi ne olabilir?
2. Edilgen Fiiller : Cümle okunduğunda veya dinlendiğinde, işin kimin tarafından yapıldığı belli olmuyorsa, yani cümlede “sözde özne” varsa böyle fiillere edilgen fiiller denir. Edilgen fiiller, etken fiillerin sonuna –l, -n ekleri getirilerek yapılır. Kır-(ı)-l- / sev-(i)-n-
Ali pencereyi kırdı. Pencere kırıldı. G.Özne Etken Sözde Özne Edilgen
Aşağıdaki cümlelerin ögelerini bulunuz.
Aylin giyindi.
Çocuk ağacın arkasına saklandı.
Bilgisayarı bozulunca çok sinirlendi.
Yukarıdaki cümlelerde öznenin yaptığı işten kim etkilenmiştir?
Koşmak onu yordu./ Koştuğu için yoruldu.
Ayşe saçlarını taradı./ Ayşe tarandı.
Yukarıdaki cümlelerin ögelerini bulunuz. Cümlelerin birinci ve ikinci hallerinde ne gibi değişiklikler olmuştur? İkinci cümlelerde eylemlerin aldığı ekleri inceleyiniz.Farklı ekler var mı? Sizce bu eklerin görevi ne olabilir?
3. Dönüşlü Fiiller : Özne tarafından yapılan işin etkisi, başka bir varlığı etkilemeyip yeniden özne üzerine dönüyorsa, böyle fiillere dönüşlü fiiller denir. Genellikle –n,bazen de –l ekleri dönüşlü fiil yapar.
Kardeşim, bu olaya çok sevi(n)di.
Çocuk, üzerime atı(l)dı.
Slayt:
Format: .pps Sayfa: 24 Ses: yok İçerik: Slayt: Uploaded: http://ul.to/6i76vk6c Hotfile: http://hotfile.com/dl/137171457/03216dd/00011Fecr-i_Ati_Edebiyat.zip.html Fileserve: http://www.fileserve.com/file/E8BBVNX/00011Fecr-i Ati Edebiyatı.zip [/learn_more]]]>
Format: .pps
Sayfa: 24
Ses: yok
İçerik:
Ahmet Haşim de bu harekete katılır. Böylece Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi Beyannamesi, 24 Şubat 1910 da yayımlanır. Fecr-i Ati edebiyatı, II. Meşrutiyet in ilanından sonra Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan bir bildiriyle başlar.
Edebiyatımızda ilk edebi bildiriyi (beyannameyi) yayımlayan topluluktur.
Edebiyatımızda ilk edebî topluluktur.
Servet-i Fünûn edebiyatına tepki olarak doğmuştur.
“Sanat şahsi ve muhteremdir.” (Sanat kişisel ve saygıya değerdir) görüşüne bağlıdırlar.
“Edebiyat ciddi ve önemli bir iştir, bunun halka anlatılması lazımdır.” görüşüne sahiptirler.
Servet-i Fünûn a bir tepki olarak ortaya çıkmasına rağmen, şiir sahasında bu edebiyatın özelliklerini sürdürürler.
Batıdaki benzerleri gibi dil, edebiyat ve sanatın gelişmesine, ilerlemesine hizmet etmek; gençleri bir araya getirmek; seviyeli fikir münakaşalarıyla halkı aydınlatmak; değerli ve önemli yabancı eserleri Türkçeye kazandırmak; Batıdaki benzer topluluklarla temas kurmak, böylece Türk edebiyatını Batı edebiyatına yaklaştırmak, Batı edebiyatını Türk edebiyatına tanıtmak amacındadırlar.
Şiirlerinde işledikleri başlıca temalar tabiat ve aşktır.
Tabiat tasvirleri gerçekten uzak ve subjektiftir.
Dil bakımından Servet-i Fünûn un devamıdır. Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla dolu, günlük dilden uzak ve kapalı bir şiir dili oluşturmuşlardır.
Aruz veznini kullanarak serbest müstezat türünü daha da geliştirmişlerdir.
Fecr-i Aticiler tiyatro ile yakından ilgilenmişlerdir.
Şiirde özellikle Sembolizmin etkisi söz konusudur. Hikâyede Maupassant, tiyatroda ise Henrich Ibsen örnek alınır.
Belli bir sanat anlayışında, belli değer ölçüleri etrafında birleşmeyi değil, ferdi hürriyeti ve bunun sonucu olarak da çeşitliliği savundukları için kısa sürede dağılmışlardır. Dağılmalarında özellikle Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp in çıkardıkları Genç Kalemler dergisi etkilidir. Yani Milli Edebiyat hareketinin başlaması Fecr-i Ati yi bitirir.
Fecr-i Ati Edebiyat-ı Cedide ile Milli Edebiyat arasında bir köprü görevi görür.
Fecr-i Ati nin en önemli temsilcisi Ahmet Haşim dir.
Fecr-i Ati Beyannamesine imza atanlar: Ahmet Haşim, Ahmet Samim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Emin Lami, Tahsin Nahit, Celal Sahir (Erozan), Doktor Cemil Süleyman, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Refik Halit (Karay), Şahabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, İzzet Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delibaşı), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Mehmet Rüştü, Mehmet Fuat (Köprülü), Müfit Ratib, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), İbrahim Alaattin.
Milli Edebiyat ın başlamasıyla Hamdullah Suphi, Ali Canib ve Celal Sahir in bu harekete katılmalarıyla topluluk 1912 de dağılmıştır. Yalnızca Ahmet Haşim Fecr-i Ati edebiyatının temel ilkelerine bağlı kalmış ve Milli edebiyat hareketine katılmamıştır.
Fecri Ati nin görüşlerini, Yakup Kadri, Celal Sahir, Ahmet Haşim, Müfit Ratip, Mehmet Fuat ve Ali Canib Resimli Kitap adlı dergide; Mehmet Rauf, Hüseyin Suat ve Raf Necdet de eleştirilere Servet-i Fünûn da cevap verdiler.
Kısaca özetleyecek olursak:
Örnek olarak Fransız edebiyatını aldılar.
Eserlerinde aşk ve tabiat konusunu işlediler.
Duygulu ve romantik bir aşkı dile getirdiler.
Gerçekten uzak tabiat tasvirleri yaptılar.
Fransız sembolistlerinden etkilendiler.
Şiirlerinde aruz veznini kullandılar.
Serbest müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.
Ağır bir dil kullandılar. Dil Arapça,Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür.
Herhangi bir yenilik getirememişlerdir. Servet-i Fünun edebiyatının devamından öteye gidememişlerdir.
Slayt:
[/learn_more]
]]>
Format: .pps Sayfa: 82 Ses: yok İçerik: Slayt: ]]>
Format: .pps
Sayfa: 82
Ses: yok
İçerik:
Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini “Lyra” (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere “lirik” denmiştir.
Bu şiirlerde duygulu ve coşkulu bir söyleyiş vardır. Milli ve dini duygular bu şiirlerle anlatılabilir. Türk edebiyatında koşma, semai ,ağıt (mersiye),ilahi , münacaat bu türle söylenir.
İlk örneğini “SAPHO ve ALKAEUS” vermiştir. Divan Edebiyatında- FUZULİ –BAKİ Halk Edebiyatında- YUNUS EMRE KARACAOĞLAN DADALOĞLU
Batı Etkisindeki T.Edb.’da- TEVFİK FİKRET- YAHYA KEMAL – CAHİT SITKI -MELİH CEVDET- AHMET HAŞİM
Batı Edebiyatında- PETRARCA-RONSARD-LAMARTİNE- HUGO-GOETHE- SCHİLLER
Ne zaman seni düşünsem Bir ceylan su içmeye iner Çayırları büyürken görürüm Her akşam seninle Yeşil bir zeytin tanesi Bir parça mavi deniz Alır beni Seni düşündükçe Gül dikiyorum elimin değdiği yere Atlara su veriyorum Daha bir seviyorum dağları
(İlhan BERK)
Senelerce ,senelerce evveldi Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz İsmi Anabel Lee Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten Sevmekten başka seni
(E.Allen POE)
Dağda dolaşırken yakma kandili Fersiz gözlerimi dağlama gurbet Ne söylemez,akan suların dili Sessizlik içinde çağlama gurbet
N’eylersin ölüm herkesin başında Uyudun uyanmadın olacak Kim bilir nerede,nasıl,kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında.
“Epik” sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki “epope” den gelmektedir. Yazının bulunuşundan önceki dönemlerde ulusların hayatında derin izler bırakan tarihsel olayları dile getiren destanlar epik şiir sayılır. Epik şiirlerde yiğitlik,kahramanlık,savaş temaları işlenir. Her epope ya da epik şiirde tarihsel bir gerçek vardır. (Yunan destanı İliada’nın çekirdeği Troi Savaşlarıdır.) Epik şiire “destani şiir” ,”hamasi şiir” adları da verilir. Halk Edebiyatında “koçaklama” bu türdendir.
Şirvan ilinden Tebriz’e ulaştık Ancak başlar kestik kana bulandık Acem evlerin seyrettik dolaştık Vilayet Hünkarın, seyran bizimdir.
Kurşunlarım yağmur gibi yağarken Tütünlerim gökyüzünde dönerken Yıkılası Bağdat seni döğerken Şehitlere serdar oldu Genç Osman
Slayt: